Yıllar... Yıllar... Yıllar...

 Önce bir anla başlar zaman akmaya, sonra fırsat vermeden ardına bakmaya, üstüste konulan bloklar gibi bir yığın oluşmuş. kimimizinki sapasağlam, arada çimentolarla desteklenmiş, sarsıntıya dayanıklı. Kimimizinki ise bir blok çekildiğinde yerle bir olan jenga blokları gibi.

Takvimler eşlik ediyor her bireri bir yaprak gibi düşen günlerimize; Ömür sadece bir sayıdan ibaret.

Kimisi acınacak şekilde emeklilik gelsin diye, kimisi aile fertlerinden birisinin bir müjdesi çabuklaşsın diye kimisi ise hayattan bir beklentisi kalmamış, ömür sürgünü bitsin diye zamanın geçmesine acele ediyor. 

Neden acınası? 

Tüm bu telaş heyula içinde geri dönülemez ömrümüz aradan sıyrılıp ni
hayetine yaklaşıyor. Oysa geçen günler düşen yaprağın ağacı çıplak bıraktığı gibi, bizleri de fiziksel ve zihinsel olarak yıpratıyor. Gelen ömür geçen ömrü aratıyor. 

Bir bilinmezliğe, sahip olduğumuzu zannettiklerimizin olmamışlığıyla yüzleşmeye koşuyoruz. Koşuyoruz da tıpkı yüzerken ne kadar açıldığını fark etmeyen yüzücü gibi işin geri dönüşünü gözden kaçırıyoruz.

"Bu gidiş nereye?.."

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder